Hakkımdaki İddialara Yanıt


1- Her şey güzel olacak 

Eleştirilerin içinde belki de en komiği bu, sabırla açıklıyorum. Kendimi yazar olarak görmekten ziyade gündemimizde olması gereken değerleri edebiyatla harmanlayarak paylaşan özellikle gençlerin hayat yolculuklarındaki bir yön tabelası olarak görüyorum. Belki de insanın keşkelerini azaltacak bir dost. Bu anlamda aklımı kullanarak olabildiğince fazla noktada insanları zinde tutmaya çalışıyorum. Facebook, instagram, youtube, twitter, seminerler ve kitaplar gibi..

Şahsi girişim ve uğraşlarımın yanında hak verirsiniz ki tüm bu hesapları tek başıma yönetmem mümkün değil dolayısıyla ekibimizde videolarla, paylaşımlarla, moderasyonla, editörlükle ilgilenen arkadaşlar var. Ben şahsi olarak youtube video çekimini ve instagramı üstlenmiş bulunmaktayım. Burada üretilen içerikler diğer mecralarda arkadaşlar tarafından paylaşılıyor. Twitter ve facebook’a son iki yılda belki 10 defa girmeme rağmen ekibimiz sayesinde günlük paylaşımlar ve editörlük işler aksamadan devam ettiriliyor.

Twitter ile ilgilenen arkadaşımız haftada bir gününü buna ayırır her güne 1 ya da 2 olmak üzere paylaşım kurar ve diğer meşguliyetlerden sebep artık hafta boyunca çok bakamaz hesaba. Paylaşımlar içinde benim sözüm, anonim bir söz, bir dilek, motivasyon cümlesi, görseli hazırlanmış bir post, video kesiti gibi bir çok versiyon kullanılabilir.

Günlerden bir gün, yetkili editörümüz tüm mecralarda defalarca paylaştığım ve çok sevdiğim “Her şey güzel olacak” sözünü kurarken diğer postlardan eli alıştığı için sözün altına ismimi copy/paste yapınca şöyle bir tweet çıkmış ortaya;

Her şey güzel olacak.
Hikmet Anıl Öztekin

Aynı paylaşımı -tabi ki altına isim yazmadan- aynı anda facebook ve instagram’da da atmışız ancak ve ancak bir snipercı edasıyla twitter’da hayatını sürdüren tayfa bu paylaşımı görünce başlamış sallamaya. Birkaç saat sonra bunu fark eden ekip paylaşımı tabi ki silmiş ve bana bunu iletmiş. Ben de kendilerine “iyi yapmışlar, o sözün altında ben de isim görsem iyi şeyler düşünmezdim” dedim. Ancak snipercı tayfanın cümlelerinde hayatımda görmediğim küfürleri görünce kendileri adına üzüldüm.

Bu dileği yani “Her şey güzel olacak” sözünü defalarca bir çok mecrada paylaştım. Tabi ki hiçbirinin altına ismimi yazmadım. Tamamen ve Allah şahittir ki kazara ismimi oraya yapıştıran arkadaşımızın hatasını böylesine büyüten kişilerin beni tanımadığı çok aşikardır. Takip edenler bilir ki, defalarca belki yüzlerce kez “İstediğiniz sözümü paylaşımımı alıp ismimi bile yazmadan kafanıza göre istediğiniz yerde kullanabilirsiniz” şeklinde açıklamalar yayınlayan bir kişi “Her şey güzel olacak ” sözünün altına ismini sahiden yazmaz.

Hepimizin güzel bir anı olarak hatırlaması, biraz gülüp, üslubunca alay edip kapanması gereken bu birkaç saatlik hatayı snipercı tayfanın elinde sımsıkı bir koz olarak tutması trajikomik bir olaydır. Bu kadar gereksiz bir konu üzerine 493 kelimelik uzun açıklamamı size okuttuğum için ve sayfanın devamında diğer 3 maddeye istinaden toplam 2,346 kelime okutacağım için özür dilerim ama gerçekten buna takan bir grup var ve güzel yürekli insanları yanlış etkilememeleri için yazmak zorunda kaldım.

Birkaç saatlik bir hatayı görüp kötü düşünen, kendi içinde alay eden herkese hakkım helaldir. Ancak kötü söz sözleyen, küfür eden, anneme uzanan küfür hikayeleri yazan, edebiyat meselesi yapıp hesaplarında paylaşan, canla başla imanıyla uğraşmadığı kadar bu sözü insanlara yaymayla uğraşıp beni rencide etmeye çalışanlara helal değildir. Benimki masum ve komik bir hataydı sizinki ise bedelini ödemek zorunda olduğunuz bir hakk’a dönüştü.

2- Nur Çukuru Gamze

Bu konu da sosyal medyada birkaç kez gördüğüm ve yine beni sevenlerin bir açıklama beklentisi içine girme ihtimallerine karşı yazılmıştır.

Hayat hikayemi anlatmak istemiyorum ama şuna kısaca değinmem gerekiyor. 15-18 yaşları arasında yazdığım 8-9 sene bloğumda duran şiirlerin 27 yaşıma gelmemle kitaplaştırılması sonucu “Elif gibi Sevmek” kitabı ortaya çıkmıştır. İlk kitabım olmasına rağmen çıktığı yıl 2013 yılında yılın en çok okunan kitabı olmuştur. Bir gencin masum, sevgi dolu ve temiz bir sevdayı aktardığı bu şiirler onbinlerce insanın dizilerden öğrendiği şehvet, gösteriş, sapkınlık ile dolu aşk algısını yıkıp “Allah için sevmek” konusunu gündeme getirmiş ve bir çok güzelliğe vesile olmuştur.

Arkadaşlarım arasında okunsun diye çıkardığım kitap arkasına hiçbir reklam gücü olmamasına rağmen 1 milyona yakın sattığında üzerimde ciddi bir sorumluluk hissetmemden ötürü aylarca kitap üzerine çalışıp tasarımı, mizampajı ve içinde biraz tereddütte kaldığım 2 sayfayı değiştirdim. Tamamı 15-18 yaşlarımda eğitim yıllarımda yazdığım şiirlerden oluşan 200 sayfalık kitaptan 2 şiir değiştirilmiştir. Tüm bu popülariteye rağmen tek bir kez bile eleştiri almadığım 2 satırlık kısmı kimsede soru işareti kalmasın diye değiştirmek istedim.

Değiştirmemin sebebi ise; samimi ve saf bir gözle bakıldığında ancak saf temiz aşk görülmekle birlikte art niyetle bakıldığında yanlış yerlere çekilebileceğini düşündüğümden dolayıdır. Bu konuda geçtiğimiz 5 senede bir kez bile eleştiri almamışken son dönemde birkaç kez baştan aşağı boş zamanla dolu bir grup arasında sanki bunlar kitaplarda var ve sosyal medyada bunları paylaşıyormuşum gibi bir algı oluşturulmaya çalışmasını tuhaf karşıladım.

5 yılda ürettiğim onbinlerce içerik, 120 video, 6 kitap, 200 e yakın seminerin herhangi bir dakikasına denk gelen bir insanın hayata bakışımı, anlatmak istediklerimi anlayabileceğini düşünüyorum.

Yanlış anlaşılma ihtimaline karşı -5 sene boyunca kitabı okuyan kimseden eleştiri almadım- yine de kitaptan çıkardığım 2 satırı ben unutmuşken meyve veren ağaç görüp atacak taş bulamadıkları için sözü fake hesaplarla paylaşıp ben paylaşmışım gibi göstermeye çalışmaları en yumuşak tabirle insani bir yaklaşım değildir. Ben 5 yıl önce konuyu kapattım hayatımda hiçbir defa de o cümleyi paylaşmadım dolayısıyla üzerimde bir sorumluluk yoktur. Ancak tüm bunları yapmışım ve tüm çalışmalarımın üzerini örtüp saf bir cümleyi kendi saldırgan ve sapık zihinlerinden yorumlayıp insanlara haykıranların bunun bedelini ahirette tanıdık vasıtasıyla mı ödeyeceklerini merak ediyorum.

Bu söz dışında geri kalan 5 kitabımda hiçbir kelimeye bir eleştiri geldiğini görmedim. Ama gerçeği görmezden gelip hesabın bu dünyada kalacağını düşünen insanlar kendilerince yakalamaç, karalama oyunları oynamaya devam ediyorlar. Umarım bu ve diğer açıklamalarımdan sonra en azından vicdanlı ve inançlı insanlar meseleyi anlarlar.

Paylaşmadığım paylaşımları görünce hüsnüzan ya da suizan fark etmez kendi içinde duygusunu yaşayan herkese hakkım helaldir. Ben nasıl hata yaptıysam gayet bir insan bana ait olmasa da kötü bir paylaşım görünce hatalı bir düşünce içine girebilir. Ancak bu iftiradan yola çıkıp kitaplarımdan tek satır okumadan, videolarımdan 1 dakika dinlemeden, tek bir seminerime gelmeyip yüzümü görmeden bana dinsiz diyecek kadar ileri giden, şirkten girip münafıklığa bağlayan, eşime varan küfürler eden, olayı iluminati midir nedir garip şeylere kadar uzatan vicdansızlara hakkım kesinlikle helal değildir. Çünkü siz şahsıma değil yoluma zarar vermeye çalışıyorsunuz. Bana atılan kazığı hatırlamam ama uğruna yaşadığım yoluma sokulmaya çalışılan çomağı asla unutmam. Benimki masum ve komik bir hataydı sizinki ise bedelini ödemek zorunda olduğunuz bir hakk’a dönüştü.

3- Eşimin Sosyal Medya Hesabının Olması

Evet bu gerçek. Buna takan insanlar gördüm. Geçtiğimiz aylarda Gençlik ve Spor Bakanlığının daveti üzerine eşimle Ankara’ya gitmiş ve toplantı sonrası ilgili müdürlerle yanımda eşim varken fotoğraf çektirmiştim. Fotoğrafı instagramda paylaşınca 1000 den fazla güzel mesajın yanında 4 kişi “eşinizi erkeklerin arasına sokmaya utanmıyor musunuz” şeklinde mesaj atmıştı. Bunlardan 3ü de kadındı. Hemcinsleri Kültür ve Spor bakanlığına çağrılmış orada söz almış ve hatta eşi hemen İzmir’de bir eğitim kampına konuşmacı olarak davet edilmesine sevineceklerine yermeyi seçmişlerdi. Açıkçası o an islamın neden ilerleyemediğini bu zihniyete yordum.

Soru yanlış olunca doğru cevap vermeye çalışmanın da akılsızlıkla örtüştüğünü düşünüyorum. Ama yine kendim için değil sevenlerim için kısa ama çok kısa bir kaç samimi görüşümü belirtmek istiyorum;

bir. Eşimin sosyal medya hesabı olup olmaması kimi ilgilendirir. Belki de verilmesi gereken tek yanıt budur.

iki. Kafasının içi boş olan insanların ortak özelliği; biriyle karşılaştığında ona hayranlık duymak ya da ondan nefret etmek onu aşağılamaktır. Benim yaptığım şeyleri faydalı bulan birisinden beklentim şudur, sevdiğin şeyi al, sevmediğin şeyi ise alma. Bu kadar. Gelip de neden beni kahraman gibi görüyorsun ya da benim kusursuz olduğumu düşünüyorsun. Neden yaptığım hatalara bu kadar şaşırıyorsun, beni peygamberle mi karşılaştırıyorsun? Ben insanım mantıklı dediklerimi hayatına kat mantıksız dediklerimi de umursama geç. Eşimin sosyal medya hesabı olmasını beğenmiyorsan bunu sadece beğenme. Beğenmeme hissiyatından öteye geçme. Orada dur. Senin özgürlük alanın oraya kadardır. Sen doğru düşündüğünü yap eşinin sosyal medya hesabını kapat.

üç. ben önce akıllı olmaya çalışan bir insanım ve bu bana mantıklı şeyler yapmayı öğretti. Sonra mühendisim ve bu bana analitik bir düşünme yeteneği verdi. Sonra islam’ım ve bu bana evrenin kurallarını keşfetmeyi ve yaşama amacımı anlattı. Sonra da yazarım ve bu bana güzel cümlelerin sokaktaki insanlardan daha vicdanlı olduğunu öğretti. İşte bu kadar, ben buyum. Asla bir hoca değilim, kimseye din öğretmeye çalışmıyorum. Ama insanlar ne iş yaparsan yap Allah’tan bahsettiğinde seni zihinlerindeki bir karaktere büründürdükleri için yaptığın en ufak yanlışta şeytan taşlar hırsıyla taşlıyorlar. Dediğim gibi ben hoca değilim, alim değilim kendi başına bir amaç için yaşayan bir gencim. Benden beklentin arkadaşını dinleyen ya da abisini dinleyen biri gibi olmalı. Mantıklı konuşursam al, mantıksız konuşursam alma. Bu kadar.

dört. eşimle hayat hikayemiz olan fesleğen ile seyyahın hayatları yüzbinlerce insana ulaşmış ve yüzbinlerce davranışı müspete doğru değiştirmişken yani kendimizce bir çok faydalı iş uğruna vakitlerimizi doldururken bunu eleştiren insanlar bu dünyaya nasıl bir çivi çakmışlardır da hayatlarımızı, hesaplarımızı eleştirecek pozisyona sahip olduklarını düşünüyorlar merak içerisindeyim.

beş. bu madde ise belki açıklamamam gereken ama yine sırf beni sevenlerin aklında soru kalmasın diye açıklayacağım bir maddedir. Bu dünyayı vicdansız erkekler değil, çalışkan kadınlar güzeleştirecek. Buna inanıyorum ve hor görülen kızları 2018 de okumaktan uzak tutulan kızları ve kadınlarla ilgili konuşan hayatlarını özgürlüklerini önlerini kısıtlayan erkek hocaları gördükçe kız kardeşlerimin ve kadınların önünde başarılı örnekler olması gerektiğini düşünüyorum. Eşim geçtiğimiz mayıs ayında üniversiteden mezun oldu ve üniversite boyunca yaptığı paylaşımlardan dolayı onlarca kız okumakla okumamak arasına giderken okumayı tercih etti ve belki ilerde sizi ameliyat edecek doktor olmayı mümkün kıldı. Ortalama günde 5 saat sosyal medyada vakit geçiren bir kız güzel örnekler görmeden nasıl güzel kalabilir.

Kötü örneklere serbest, güzel örneklere ise yasak bir sistem nasıl güzel örnekler üretmeye devam edebilir. Güzel gözükenlerin bile para için kılıktan kılığa girdiği butik reklamlarıyla dolan bir sistemde bir kız çocuğu nasıl olur da doğruyu bulabilir. Açıkçası bunları konuşmayı bile çok geri ve bağnaz görüyorum. Yine de akıllarda kalmasın diye tüm samimiyetimle belirtmek istedim.

4- Popüler olma iticiliği

Son 5 yılda göz önünde olmam, kitapların ve videoların popülaritesinden duyduğum tek rahatsızlık popüler olan şeylere duyulan ön yargıların bana da duyulmasıdır.

Yaşamım boyunca çok satanlar, çok okunanlar, çok izlenenler, çok bilinenler hep bana itici gelmiştir. Ben hep azınlık insanı olmuşumdur. Hep azı sevmişimdir. Hep kıyıda köşede kalmış güzelliklerin peşinden koşmuşumdur. İnsanlar denizi izlerken taşın üzerindeki su birikintisini yuva yapıp açan bir çiçeğe saatlerce bakmışımdır.

Sahip olduğum çalışkanlık hastalığı, içsel hiparaktiflik ise bana ilgilendiğim her alanda mümkün olan en iyisini yapmaya zorlamaktadır. Doğduğumdan beri bu benim için bir seçim olmadı. Her uğraşımı dünyanın en iyisi gibi yapmaya çalışmak gerekirse uyumamak, gerekirse nefesimi bekletmek benim için hava, su, güneşti.

5 yıl önce kitabım bir yayınevi olmadan şahsi girişimle çıkıp çok satanlara giren ülkemizdeki ilk kitap olunca sosyal medya hesabı olmasına karar verdim ve kendi adıma bir facebook sayfası açtım. 2013 tarihinde sosyal medyada Allah’tan bahsetmek demek kanayan gül fotoğrafları paylaşmak demekti. Üniversitede gönüllü olarak girdiğim mimarlık fakültesi derslerinin bana verdiği tasarım bakışıyla bunu tamamen değiştirip profesyonel görseller hazırlamaya başladım ve facebook sayfam milyonların üzerinde bir takipçiye ulaştı.

İstanbul Teknik Üniversitesini Gemi inşaat fakültesinden mezun olduktan sonra İtalyan bir şirket olan MSC’de 2 yıl çalıştım ve kendi isteğimle kendi hayallerimin peşinden gitmek için istifa ettim. Ardından 2 yıl arayla 2 şirket kurdum. O istifaya kadar öğretmenlikten emekli olan annem babam hep yokluk içinde yaşamıştı. O istifa gününden sonra her şey değişti, hayallerimin peşinden gitmenin nasıl değerli olduğunu anladım. İlk şirketimi 24 yaşında kurmuş ve 27 yaşında 2 şirketi yöneten yaklaşık 40 çalışanı olan genç delikanlı olarak arkadaşlarımın ısrarıyla bir kitap çıkarmaya karar verdim.

O güne kadar sürekli yükselişte olan iş hayatım duraklama dönemine girdi. Yazarlık günlerinin başlamasından beri 2 şirketimle ve bir kaç girişimimle çok az ilgilenir hale geldim. Bunlar Çayistanbul kitap&kafe ve Merkez Ajans ‘tı. Nereye gelmek istiyorum?

Bu başlığın içinde değerlendirebileceğim aslında söz etmesi ayıp ama bu ayıbı ben değil konuyu açanların üstlenmesi gerektiğini düşünerek utana sıkıla da olsa şu konuyu bilgilerinize arz ediyorum. Popüler olduğumdan beni ağlatan tek hakaret her popülere söylenen “parayı kırdın” sıfatı olmuştur. Buna o kadar çok üzülüyor, içeriyor ve bunu hak etmiyordum ki. Çünkü yazarlıktan kazandığım para ajans ve kitap&kafe ‘yi bırakıp oraların büyüyememesiyle birlikte kaybettiğim paranın çok çok altında kaldı hep. Bana “parayı kırdın” diyen kimsenin para kazandığı işlerini 2. plana atacağını düşünmüyorum. Ayrıca 5 senelik yazarlık hayatımda yüzlerce reklam teklifi almama rağmen tek bir post atıp 5-10 bin tl kazanabilecek pozisyonda olmama rağmen bir kez bile bu teklifleri kabul etmedim. Acaba parayı kırdın diyenlerin kaçı 5 saniyede 5 bin tl kazanabilecek pozisyondayken buna hayır diyebilecek kadar delikanlılar? Yazarların arasında tamamen para için kitap yazan hatta birilerine yazdıran onlarca -ünlü, çok satanlar dahil- kişi var. Bunları biliyorum, ispatlarına da sahip olduğum için açıklarsam da kötü olur ama bu beni ilgilendirmeyeceği için setr etmeyi tercih ediyorum. Böyle insanları görünce ve camia olarak onlarla aynı safta olunca bana da bu eleştrilerin gelmesini kabullendim artık.

Yani özetle ben para için değil, para kaybetmeye rağmen yazarlık yapıyorum. Çünkü para için değil amacım için yaşıyorum. Yazarlıktan yılda kazandığım para belediyelerin ilahi okuması için bir saatliğine sanatçılara verdiği paradan daha fazla değildir. Tamamen kendi girişimlerimle yazarlıktan önce kurduğum Ajansın ve Kafenin bana getirisi kitap satışının bana getirisinin çok üzerindedir. 5 yıl önce ajansımda çalışan 14 kişi, kafede çalışan 24 kişi vardı ve ben bu sürede ajans ve kafe ile ilgilenseydim eğer kafenin 10 dan fazla şubesi ajans ise dev markalara hizmet veren bir hale gelecekti ki bu yıl başında o kadar emek verdiğim Merkez Ajansı ilgilenememden ötürü gözlerim dolu şekilde askıya almak zorunda kaldım. Beni tanıyanlar, beni bir kez olsun görenler popülerlikle, parayla, tanınmışlıkla alakasız bir kişiliğim olduğunu birkaç saniyede fark ederler. Tüm bu fedakarlıklardan sonra cebimde kalan parayı ise ne şekilde harcadığımı burada belirtmek istemiyorum.

Ben yazarlığı en mükemmel şekilde yapmak zorundayım, bu beni başarıya başarı ise popülerliğe götürüyor. Peki popülerliğin iticiliğinden kaçmak için yazarlığı mı bırakmalıyım ya da sosyal medya hesaplarımı mı kapatmalıyım? İnandığım yol güzel şeyler üretmenin yanı sıra bunları insanlara ulaştırabilmenin de şart olduğunu söylüyor. Yani hem en iyisini yapıp hem de popüler olma iticiliğini üzerimden nasıl atacağım konusunda kendime verdiğim cevap “bununla yaşamaya alışacaksın” dan öteye gidemiyor.

Beni sevenlerden de eşimden de Allah razı olsun. Uzaktan mutlu, huzurlu, keyfi yerinde biri görülebilirim ancak mükemmelliyetçilik, iç hiperaktiflik ve hastalık derecesindeki çalışkanlık ile yakın çevremde zor katlanılır bir insanım. Bu sorun değil çünkü o kadar az vaktim var ve o kadar çok hayalim var ki, sağlıklı huzurlu bir insan olarak hayatıma devam edemem. Bilgisi artan bir insanın huzuru mutlak kaçmak zorundadır cahillik mutluluktur sözü burdan gelir ve doğrudur.

Allah’a kavuşmayı sabırsızlıkla bekliyorum. O’na anlatacak o kadar duygusal şeyler biriktirdim ki heybemde o gün geldiğine ağlamaktan nasıl konuşacağımı bile bilmiyorum. Bu dünyada bildiğim tek gerçek son nefese kadar ne için olduğunu bildiğin bir amaç doğrultusunda çalışmaktır. Ve son nefesime kadar insanlara bunu anlatmaya, onları motive etmeye ve hurafelerin değil hakikatin, bilimin, doğrunun, aklın peşinden gidilmesi gerektiğini göstereceğim. Ülkem için, tüm insanlar için potansiyelim neyse onu zorlayarak yırtıp geçerek tüm vaktimi değerlendirmekten başka hiçbir dünyevi hedefim, keyfim, planım yoktur. Dünyaya bırakacağım tek cümle de sanırım şu olur;

Ne için varsan, O’nun için yaşa.
Hikmet Anıl Öztekin